YENİ BİN YIL VE TÜRKİYE

 

Türkiye yeni bin yıla baş döndürücü gelişmelerle başladı. Geçen yüzyıl büyük Osmanlı İmparatorluğunun yıkılışı üzerine kurulmuş olan cumhuriyet yönetimi ile batı tarzı demokrasinin yerleştirilmesi çabaları ve sancılarını yaşadı. Yeni yönetim demokrasi ilkesi gereği halkın iradesine dayanmalıydı. Kabul edelim ya da etmeyelim bu zaman zarfında devleti halkın iradesinden çok belli sınıfların iradesi yönetti. Halk iradesinin öne çıkmaya çalıştığı on yılların arkasından hep siyasi, ekonomik sıkıntılar geldi. İç ve dış oyunlarla halk birbirine düşürüldü, mezhep kavgaları çıkarıldı, terör ortamları oluşturuldu, ülkenin önde gelen sermaye ve güç grupları kullanılarak medya kirliliği, bilgi kirliliği yaratıldı, silahlı veya silahsız askeri müdahaleler ile demokratik yönetimler askıya alındı. Bazı  güçler tarafından halk korkutuldu, birbirine düşürüldü, işkenceler edildi, ayrılık tohumları ekildi, iradesi sindirildi, konuşamaz ve tercih edemez hale getirildi. İradesini kullanmasındaki kısıtlama ile hiçbir zaman kendi anayasasını yapma imkanı tanınmadı. Halkın demokrasiyi özümsemesi istenmedi. Gerçek bir demokrasinin gelmesi halinde egemen dediğimiz bazı güçlerin saltanatları yok olacaktı çünkü. Bu sancılar yüzyılın sonuna kadar adeta periyodik aralıklarla devam etti. Yeni bin yıl öncesi birkaç yıl halk iradesine karşı yapılan oyunların zirveye çıktığı ancak yeni bin yıl ile bu defa başaramayacağını gösterdiği yıllar olarak tüm acıları, trajedileri ile tarih sahnesindeki yerini aldı. Tüm yokluklara, imkansızlıklara ve inanılmazlıklara rağmen devleti önce kurtaran ve kuran fedakar ve kadirşinas halk ilk defa iradesine göre hareket edilmesinde ısrar ediyordu. Bu yıllar gerçekten inanılmaz yıllardı. Yeni yüzyıl ve yeni bin yıl çok başka başlamıştı. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Halkın iradesini temsil eden ve siyaseten sorumlu olan güç ilk defa ağır basmaya başladı. Evet gerçekten ilk defa ağır basıyordu. Demokrasi çocukluk döneminden çıkmış olgunluk dönemine giriyordu. Halkın iradesinin ağır basmaya başlaması perde arkasından oyunlar oynayan egemen güçlerde önemli derecede şaşkınlık ve rahatsızlık oluşturmaya başladı.  Faili meçhul cinayetler ve  terör planları ile sinsi oyunlara sarıldılar tekrar. Buna rağmen Türkiye son on yıldır bu büyük dönüşümü yaşıyor. Geçen yüzyılın doğru bilinen korkularının artık doğru olmadığını herkes görmeye başladı. Halkın istediği bu dönüşümde en etkili unsurunda Recep Tayyip ERDOĞAN gibi bir lider olduğunu kimse inkar edemez. Böyle bir lider olmasaydı bu dönüşüm başlayamazdı emin olun. Bu milletin böyle liderlere ihtiyacı var. Türkiye’nin millet iradesinden uzaklaştığı çok yakın geçmişini dahi düşünerek liderine sahip çıkması gerekir. Milletin eski egemen gizli güçlerin diktelerini değil, kendini bilmesi, tarihini bilmesi, kültürünü bilmesi, etiğini bilmesi, dinini bilmesi ve nasılsa öyle yaşaması ve bunları koruması kendi isteğidir.

SON DARBE 28 ŞUBAT

Mehmet Ali BİRAND Son Darbe 28 Şubat belgeseli ile yukarıda bahsettiğimiz acıların ve trajedinin ne boyutlara geldiğini gözler önüne serdi. Geçen yüzyılın sonlarında Türk siyasi hayatında yaşanan inanılmaz trajik olayları izleyicilere ve tüm kamuoyuna aktardı. Seçilmiş bir Başbakana yapılan hakaretleri, halkın iradesini temsil eden Meclis ve içinden çıkan hükümete karşı oyunları, demokrasi dışı totaliter davranışları, millet iradesine yapılan saygısızlıkları ve tüm bunlara alet olanları, yeminine sadık kalmayan siyasileri, bürokrat fişlemelerini, tehditleri, medyanın bunu yapan güçlere nasıl alet olduğunu tümüyle gözler önüne serdi. Eski bir milletvekilimizin dediği gibi fişlenmeyen kalmamış. Türkiye bu belgeselden çok ders almalı. Rahmetli Erbakan keşke o Milli Güvenlik Kurulundan sonra madem öyle haydi seçime deseymiş diyor insan. Ancak rahmetli ölmeden haklılığını gördü en azından. Büyük olaylar lideriyle vardır, liderini bekler, yoksa büyük olaylar olmazlar. Türkiye’nin liderini bulması ve halkı halkın iradesini temsil edenlerin yönetmesiyle Türkiye önemli atılımlara imza attı ve atmaya devam ediyor. Bundan da dönüş olmayacak. Çünkü egemen gizli güçler değil millet artık yeni anayasa yapacak. Daha on beş yıl önce bunu yapanların, 1980 ihtilalini yapanların ve demokrasiye çomak sokanların, terörü azdıranların, milleti bölenlerin yargılanacağını, millete hesap vereceğini, onların da bir gün fişleneceğini söyleseydiniz kimse inanmaz ve size deli derlerdi, bir yerde görevli iseniz de hemen alaşağı edilirdiniz. Bu yüzden dönüşüm diyoruz gelişmelere. Türkiye artık millet iradesine saygıyı öğrenmeli ve bundan asla korkmamalı. Çünkü bundan ne kadar uzaklaşırsa acılar o kadar büyük olacaktır. Artık darbe ve muhtıra sözcükleri Türkiye’nin lügatından çıkacak. Bu belgeselde izlenilen trajedileri kimse görmezden gelemez. Hele de kendisine demokrat diyenler.

ULUDERE VE MİT OLAYI

Uludere aslında dönüşümü yaşayan Türkiye’nin önüne konulmuş bir tuzaktır. Halk iradesi ve temsile dayalı yönetimden rahatsız olanların, statükolarını koruyamayacak eski egemen, gizli iç ve dış güçlerin acımasızca bu ülkenin 34 insanını ölüme göndermelerinin oyunudur.  Türkiye’de yaşayan insanların arasına sokulan ayrılık tohumlarının büyümesine hizmet etmek için yapılmış sinsi bir plandır. Bu ülkenin terörü bitirmek için verdiği uğraşların akamete uğratılması denemesidir Uludere. Bölgedeki insanları yıllarca kendi güç ve egemenliklerini, statükolarını korumak ve arttırmak için kullananların oyunudur.  İçeride desteği kaybedenlerin çareyi yine kan ve göz yaşında arayanların oyunudur. Kaçakçılığa mahkum ettikleri bu insanlardan o gün bile payını alanların oyunudur. O insanları o gün özellikle o şekilde fazla sayılı bir grup haline gelecek şekilde hazırlayan ve gönderenlerin oyunudur. Bu olayla istediklerine ulaşamayanların ise ikinci denemesi MİT olayıdır. İçeride büyük dönüşümü yaşayan, köhnemiş kalıplardan kurtulmak isteyen ve teker teker bunları ortadan kaldıran Türkiye’nin bölgesinde söz sahibi olmasının da önünün kesilmesine, Hükümetin ve Türkiye’ye tarihi bir dönüşüm yaşatan Başbakanın politikalarının zora sokulmasının oyunudur.

EĞİTİMDE 1+4+4+4

28 Şubat kararları bin yıl sürecek diyen ve 1990’lar da her türlü kargaşa, korku ve tehdit ortamını hazırlayarak Türk demokrasisine büyük bir trajedi yaşatan zihniyetin zorunlu eğitimi 8 yıla çıkarmasını hala haklı bulanlara sormak gerekir. Bugün lise veya yüksekokul mezunlarının oluşturduğu iş gücü, Türkiye’nin ihtiyacını karşılamakta mıdır? Mesleki eğitim bu uygulama ile yok edilmiştir. Kalkınma rekorları kıran Türkiye’nin ise çok büyük bir mesleki eğitim mezununa ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ülkeyi on-onbeş yıl önce terör ve korku ortamı yaratarak siyasal, ekonomik ve sosyal alanda büyük krizlere sokanların hangisi bu araştırmayı bilimsel olarak yaptırmıştır o dönemde veya buna yönelik bir araştırmanın açıklanmasına müsaade etmiştir. Oluşturdukları irtica ve terör korkusu ile milletin kafasını sürekli bulandırmışlar ve Türkiye’yi batmakta olan ve totaliter bir rejim haline dönüşen bir ülke gibi gösterip, 8 yıllık kesintisiz eğitim şarttır diyerek hiçbir bilimselliği olmayan, millet iradesine, aile ve çocukların tercih iradesine aykırı bir uygulamanın başlamasını sağlamışlardır.

Türkiye artık yeni bir yüzyıla ve bin yıla göre hareket eden bir ülkedir ve yönünü belirlemiştir. Gerek yakın geçmişi ve gerekse uzak geçmişini iyi bilen bir toplum olarak, üzerinde bir kambur olan geçmiş korku ve tehditlerin yalan olduğunu ve bunların birilerinin mevcut yerlerini korumak üzere üretilmiş safsatalar olduğunu görmelidir. Demokrasi içinde kalındığı sürece her türlü zorluğunda demokratik yöntemlerle aşılabileceğini herkes görecektir.

 

 

 

4626 Defa Görüntülendi.

Anket

Bize Nasıl Ulaştınız?